
Tarantino filmlerinden fırlamış gibi adamlar gerçek hayatta ne yaparlar? Tabii ki müzik yaparlar. Etrafın kana bulandığı sahnelerde katilin gözlerinden sıyrılan intikam parıltıları gibidir bu adamların gitar tonları. Clint Eastwood'un gözlerini kısarak baktığı eski kült Western filmleri gelir bir de akla. Zamanında From Dusk Till Down'da da aynısı olmuştu; vampirlerin ortasındaydı birkaç adam, Tito and Tarantula da vardı. Aklın, hayalin alabileceğinden daha kanlı bir sahnede After Dark'ı söylerken Salma Hayek'in önünde, kana susamış tüm vampirler aşka gelip eşlik etmişti sahneye.
İşte Helldorado da kanı cana susamış 4 Norveçli adamdır. Haklarında Western filmlerinin arkaplan müzisyenleri desem ya da A Drinking Song adında, tekila tadında muazzam şarkıları var desem yeterli olmayabilir tabi ki. Fakat grubu daha önceden dinlememiş ve bu yorumları okumamış olsanız bile zaten isimleri, dayanamayıp haklarında fikir edinmek için ilk fırsatta Google'ı kullandırtacak kadar da dikkat çekici. Ayrıca bulduğunuz sonuçlar arasından grupla ilgili olanları seçerken karşılaşacaklarınız ise en az grupla ilgili olanlar kadar da ilginç mesela Helldorado adlı 1935 yılı yapımı drama türünde, eski, siyah - beyaz bir film, Arizona Tombstone' da 76 yıldır düzenlenen ve artık bir gelenek haline gelmiş olan ' Helldorado Days ' adlı festival ve içinde gösterilerin düzenlendiği yapay bir Western kasabası olan 'Helldorado Town' .Bahsi geçen elemanlara dönecek olursak da haklarında kurabileceğim en sade cümle; hepsinin pekala işini bilen müzisyenler olduklarıdır.Çünkü izleyenleri sahnede yalnızca canlı müzikle değil tam anlamıyla mükemmel de bir şovla ağırlıyorlar. Ünleri de böylece kulaktan kulağa yayılıyor... İşte tam o zamanlarda, civar barlarda sevdikleri şarkıların coverlarını icra ederken, kendilerini izleyenlerin ağızlarına sakız misali yapışan cümleler ise şimdilerde hayranlarının gururla kurdukları cümleler oluveriyor. Yani lafın kısası; “evet, ben size demiştim!” şeklinde kulaklarda yankılanacak bir şan şöhret sahibi olmaya da başlıyorlar nihayet.
Elinde Fender Jazzmaster'ı ile oldukça mutlu hissettiğini söyleyen kişi, vokalist Dag Vagle. Özel efektler, bir diğer gitar ve yan vokaller için adı geçen isim ise aynı zamanda kentte esen çöl rüzgarlarının yani Helldorado tarzının da yaratıcısı olan Bard Halsne. Davulcu Morten Jackman ise grubun basçısı Hans Wassvik ile birlikte oldukça uyumlu olduklarını söyleyen, eski bir Colours Turned Red üyesi. Dörtlü 2001 yılında biraraya geldikten sonra bahsi geçtiği üzre bir süre barlarda cover çalarak vakit geçiriyor. Hemen hemen her grup için bir geçiş dönemi sayılabilecek bu süre zarfında oluşan hayran kitlesi ise ihtiyacları olan cesareti toplamalarına yardımcı oluyor ve ilk icraatları Lost Highway adlı bir Ep' de toplanıyor. Quantin Tarantino'ya gönderme yaparcasına, bilinçli olarak konulmuş gibi duran “The Director' s Cut” adlı, grubun Avrupa'da da tanınmasını sağlayan ilk albümleri ise 2004 yılında yayınlanıyor. Zaten bu albümde bulanan şarkılardan “Surfin’ Transylvania” ve “Blood Shack” da ilk paragrafın nedenini açıklamak için gayet güzel birer örnek.
Gelgelelim bundan 1 sene sonra hala aynı çölde, aynı barda fon müziği icra etmeye devam eden grubun en son vukuatına; yani yeni albümleri The Ballad of Nora Lee'ye. İlk albümde olduğu gibi yine Glitterhouse plak şirketinden çıkan bu albüm, aynı zamanda Amerikan alt kültürünün grubu derinden etkilediğinin de bir başka göstergesi çünkü dinlemeye başlar başlamaz kendinizi yine aynı çölde, kovboyların arasında, tozduman edilmiş bir barda aynı 4 adamı dinlerken buluyorsunuz. Fakat ne yazık ki şovun sonunda gitarist Bard Halsne tekilayı fazla kaçırıyor ve sahneden ayrılıyor. Yani bu yazının son rötuşlarının yapıldığı dakikalarda grubun internet sitesine son bir kez göz atmak isterken karşılaştığım şaşkınlığın ti'ye alınmış hali bir yana, Aralık ayının 21. günü itibariyle grup artık yeni bir gitarist arıyor. Fakat verilen bu firenin, geride kalanları durdurmayacağı konusunda da en ufak bir şüpheniz olmasın.
Sonuç olarak şimdilerde yeniden yapılanma sürecinde olsalar da, grubun en kısa zamanda kadroyu tamamlayacagını ümit ederek, son albümün açılış şarkısı olan ve albümle aynı adlı “The Ballad of Nora Lee” eşliğinde, eski gitarist Bard Halsne'nin şerefine son bir kadeh kaldırabiliriz... ve belki de çok yakında, elimizde bir başka kadehle kendimizi sahne önünde gruba eşlik ederken de bulabiliriz çünkü şimdilerde buralarda haklarında dolaşan fısıltılar çoktan Norveç'e ulaştı bile.Nasıl ulaştı derseniz de, www.helldorado.no adresinden web sitelerine bir göz atmanız yeterli olacaktır.
1 comment:
İlk Türkiye konserlerine gidememiştim, şu sıralar "Keşke yine gelselerde gitsek." diye ortalarda dolaşırken 11 Ocak'ta geldiklerini kendi sitelerinden öğrendim, beynimden vurulmuşa döndüm.
Post a Comment