
Vücudunuzdaki bir yara izi gibidir Portishead... Keskin ve sakince yaralar.İzi asla silinmez ama varlığı da kimseyi rahatsız etmez. Ve işte o yüzden de herkes halinden memnun, tam 11 senedir Portishead'in açacagı 3. yaranın izini bekliyor.Ve o uzun bekleyiş nihayetinde bu sene sonlanıyor. Adını aldıkları Bristol çevresindeki kasabanın şehir efsanesi olmaktan çıkıp 1994'te ilk albüm Dummy'le tüm dünyada efsaneleşmelerinin üzerinden çok zaman geçti ama tam 14 yıldır periyodik aralıklarla her geçen gün bir başkasının hayatına fon olmaya devam ediyorlar. Ve bunu sadece 2 albümle yapabilmiş olmaları da, aslında ne kadar az ve öz konuştuklarının da bir göstergesi. Grubun diskografisindeki misyonunu gayet sade bir isimle anlatan 3. albüm Third ise Beth Gibbons'ın vokalleri ile karanlıkta fısıldayan bir gölge gibi. Ama bu karanlık bir anda dağılacak bir sis gibi de değil. Aksine yoğun bir şekilde üstünüze sinen bir büyü gibi albümün açılışında Silence ile sessizce yaklaşıp, Hunter'da avlıyor. Nylon Smile'da ise ürkütmeden albüme ısınmanızı sağlıyor. Sıra The Rip'e geldiğindeyse, vücudunuzda açılan yarıktan içeri çoktan sızmış oluyor. Albümden seçilen ilk single Machine Gun'da Beth Gibbons'ın vokalleriyle örtüşen makinalı tüfek sesine benzer altyapının beklenmedik etkisi tüm albüm için geçerli değil çünkü Machine Gun başlıbaşına muhteşem ve Third'ün en asi kaydı. Albümün geneli ise trip hop hipnozu altında hem Dummy hem de Portishead'den alınan birer doz ile tanıdık tınılar eşliğinde 90'ları anımsatan bir geri dönüş yolculuğuna çıkarıyor. Ağlamamak için çırpınan bir kadının sesini anımsatan ürkek vokali ile de Beth Gibbons yine her zaman ki gibi dinleyeni en zayıf noktasından hafifçe sendeliyor.
No comments:
Post a Comment