Tuesday, June 23, 2009

Kasabian / West Ryder Pauper Lunatic Asylum




Muzigin huzur ve nese ya da aci ve sakinlikle ortaya cikani degil de tum bunlara arizayla enerjinin de eklenmesiyle olusan turu, iste tam da bu albumde yerini buluyor. Adina da Wakefielddaki eski bi akil hastanesinin adi veriliyor. Sadece akil sagligindan suphe edenlerin akil hastanesine alinmamasi durumudur bu... cunku farkindasinizdir. Bu farkindalik ya bi sure sonra belirsizlesir ve gercekten deli olursunuz ya da daha da belirginlesir ve iste tam da boyle bi dozda yaraticiliga donusur, disa vurulur. West Ryder Pauper Lunatic Asylum da akil sagligindan suphe eden tum legal delileri icine alacak kadar genis ve hayali bi timarhane. Sergio Pizzornonun riffleri beyninizdeki ariza dalgalariyla tamamen ortusurken aklinizdan gecen anlamsiz cumleleri Tom Meighan mirildaniyor ve iceri alinmayanlari buyur ederek hastanede uzun bi gezintiye cikariyor. Bu yazida album hakkinda heryerden rahatlikla edinebileceginiz ayrintilar yerine sadece albumun beynimde yarattigi algi dugumunu sergilemeye calisiyorum ama sarkilar ardi ardina devam ederken ellerim yavasliyor, aklim hizlaniyor ve karmakarisiyor. Bu iyiye isaret cunku her albume denk gelmiyor. Zaten yazmakta zorlanip dalip gidiyorsaniz bilin ki icindesinizdir ve bitene kadar da hapsolursunuz. O yuzden gezintiye ara vermeden Meighanin esliginde akil hastanesinin her bi kosesini dolasiyorum... West Ryder Silver Bulleta sira geldiginde ise Rosario Dawsonin sesi tam da bu gezinti aninda kapilari aralarken icimden gecen sesler gibi geliyor kulaga... ziyaretcilerine her kosede eslik eden Tom Meighanla sohbet ediyorum sanki... ama bi anda, aniden kesiliveriyor ve Meighan sizi bi koseye itip hemen saklanmanizi soyluyor cunku Vlad The Impalerda hastanenin en delisiyle yuzyuze geliyorsunuz. Duvarin kenarindan urkek gozlerle olan biteni izlerken film hizlanmaya devam ediyor, sonrasinda da dozunu kacirmadan yavasca duruluyor ve Ladies and Gentlemenla tum grup ziyaretcilerine guzel bi kapanis konusmasi yapmaya basliyor. Hastanedeki tum delilerinin cektigi bu hayali filmin tema muzigi Fire ile cikisa dogru yururken artik hersey normal ve sakin cunku delilik sinirindan bi kere gecildi ve farkindaliklar unutuldu. Grup da bunu firsat bilerek giris biletini cikista kesti ve silah yerine dogrultulan gitarlariyla Fire i calmaya devam ederek beynimdeki tum o gizli sakli cumleleri caktirmadan araklamis oldu. Bende bi dahaki sefere artik onlardan biri olarak iceri girebilecek olmanin verdigi mutlulukla, Happinessi dinleyerek hastaneden nihayet ayrilmis bulundum... Ve boylelikle album de, amacina ulasmis basarili bi deney gibi icine sizan tum altbenliklerim tarafindan tasdiklendi.

Albumun tamamini dinlemek icin:

Monday, June 22, 2009

Chris Cornell / Scream


Soundgarden ve Audioslave'in ardından Chris Cornell, bu senenin en cesur albümlerinden birine imzasını attı ve ünlü prodüktör Rick Rubin'in tavsiyesiyle, Timbaland ile çalışarak Scream albümünü yarattı. Sonuç eski kemik kitlenin bir kısmını hayal kırıklıgına ugratsa da Cornell yine şanına yakışır profesyonellikte bir işe karışmış. Çünkü böyle bir müzisyeni daha önce hiç girmediği bir kalıba alnının akıyla sığdırmak kolay değil. Zaten bu noktada da Timbaland'ın dehası devreye giriyor ve titiz bir iş çıkarılıyor. R&B ve Groove altyapısıyla bezenmiş bu yeni zemin, Cornell'in sesiyle hayranlık uyandırıcı derecede uyumlu. Dozu mükemmel ayarlanmış bir karışım gibi, şarkılar da ardı arkası kesilmeden bağlanıyor. Album kapagindaki parcalanmak uzere olan gitar da ne beklememiz gerektigi konusunda yeterli ip ucunu veriyor. İlk single Part of Me'nin verdiği şok dalgalarıyla hareketlenen bünyeniz tum albumle biraz daha sendelenecek ama kendinizi kaptırmayı başarırsanız bambaşka diyarların tınılarında, tanıdık bir sesle korkusuzca gezinmeniz kaçınılmaz.

Sunday, June 21, 2009

The Verve / Forth


Forth, şimdiye kadar ki en iyi geri dönüş albümlerinden biri. O yüzden şarkıları kulagınızda olabildiğince serbest bırakın, hatta mümkünse son sesle gönderin ve emin olun ki, gürültünün fazlası bu albümle yarar, azı ise derinlere inmeden sadece aklınıza sizar. Çünkü aynen dedikleri gibi Love is Noise. İngiliz müziğinin dünyaya sundugu en parlak topluluklardan olan Verve, 90'lı yıllara kazınan isimlerinin kolay kolay silinmemesinden olsa gerek, 1999'da kaldıkları yerden devam etme yolunda sanki hiç ara vermemiş gibi. Albüm doğru zamana saklanmış sözlerden oluşuyor. Ve buna yakışır şekilde sanki otur, dinle ve düşün der gibi yaklaşık 7 dakikalık Sit and Wonder'la başlıyor, dinleyeni bir kenara çekiyor ve sadece albüme odaklanmayı sağlıyor. Sonrasında devam eden ilk single Love is Noise da temposuyla hızlı bir giriş yaparak eski Verve'un 8 sene içinde neler biriktirdiğini göstermeye başlıyor. Albümdeki şarkıların süresinin 6, 7 ve hatta 8 dakikaya kadar çıkmış olmasının nedeni de bu olsa gerek. Altyapılar, sozlerle anlatilmak istenen şeyin sınırlarını zorlamaya yardımcı olacak kadar iyi ve eskisine göre daha ritmik. Albumdeki Columbo ve Noise Epic sakinliklerinin bir nebze ivme kazandığına örnek olabilecek diger yeni Verve şarkılarından. Zaten 1997 tarihli Urban Hymns'den de alışık oldugumuz o bütünleyici huzur dozu, eski ve yeni ayrımını ortadan kaldırmaya da yetiyor denebilir çünkü grubunu dünyanın en iyisi yapmaya and içmiş, hedefini zirvede tutan bir soliste sahipler. Eskiden oldugu gibi yine yüksek yerlerden aşağılara seslenircesine söyleyen ve karalılığını sesinde yaşatmaya devam eden bu mukemmel solist Richard Ashcroft, Forth'da yine hissettiği şeyi yaşatıyor ve işte bu yüzden de The Verve sadece akla değil ruha da kazınmaya devam ediyor.